28 Haziran 2017

Emperyalizm ve tüm gericilikler Sosyalist Halk Savaşı’yla yıkılacak!

Devrim gibi devrimin tüm ödevleri de mevcut sistemden keskin kopuşu gerektirirler. Bu bağlamda görev olarak saptadığımız örgütün sağlamlaştırılması ve SHS’nin yetkin pratikle temsil edilmesi ödevleri, keskin duruş ve davranış biçimini yaşam çizgisi edinmemizi gerektirir. En genel tanımında bu çizgi duruşu, militanlık ya da militan duruş olarak tarif edilir. Militanlık ya da militan çizgi ve mücadele denen şey erişilmez olmayıp, abartılı algılanacak bir argüman da değildir. Bilakis doğal devrimci duruş ve çizginin teori-pratik birliğinde temsil edilmesidir. Devrimci duruş muhtevasına uygun olarak temsil ediliyorsa eğer bu militanlık veya militan mücadelenin ta kendisidir

HABER MERKEZİ(18.06.2017)-Emperyalizm bir barbarlık ve haydutluk sistemi olarak terör ve savaş kaynağıdır. Bu karakteri, hem dünya halklarına ve mazlum uluslara karşı yürüttüğü vahşi talan ve saldırganlık eyleminde, hem de (emperyalist güçlerin) dünya hegemonyası uğruna giriştikleri iktidar çatışması ekseninde işbirlikçi yerel iktidarlar üzerinden bura ülkelerine ihale ederek sürdürdükleri savaşta, başta Ortadoğu olmak üzere emekçi halkları ve ezilen mazlum ulusları kana boğan sonuçlarıyla sabittir.

Emperyalizm bir dünya sistemi olarak küreseldir. Dünya tüm pazarlarıyla emperyalizmin tabi olup adeta tek pazar durumundadır. Küresel gericilik coğrafi ve siyasi sınırlarla “bağımsız” ama ekonomik olarak iç içe geçmiş olan ve kısmi siyasi bağımlılıklar barındıran dünya pazarlarını tahakküm altında tutarak talan etmektedir.

Küresel gericilik tüm dünyayı sarmalarken, yerel gericilik veya bilumum gerici iktidarlar üzerinde de belirleyici etkiye sahiptir. Bu etki yerel iktidarları biçimlendirip karakterlerine doğrudan yansımaktadır. Mevcut dünyada emperyalist dünya sistemi dışında veya ondan bağımsız bir iktidar yoktur, tasavvur da edilemez. Bu, dünyanın veya dünya sisteminin gerici sınıf iktidarları ve sistemlerinden ibaret olmasından ileri geldiği gibi, emperyalist haydutluğun küresel egemenliğe sahip olmasının sonucudur da.

Emperyalist dünya haydutluğu dışında bağımsız bir iktidar tamamen mümkündür. Mümkündür çünkü dünya iki sınıf kampından teşekküldür. Burjuva kamp ve proleter kamp! Proleter devrimci kamp zemininde emperyalist barbarlık veya küresel gericilikten bağımsız bir iktidar mümkün olmaktan öteye, siyasi iktidar mücadelesi temelinde tamamen mümkün ve tarihsel bir zorunluluktur da. Bu iktidar, emperyalizme rağmen komünist toplum ve siyasi iktidar perspektifiyle kurulacak devrimci sınıf iktidarıdır. O halde emperyalist barbarlık ve bilumum gericiliği zayıf halkalarından koparıp devrimci sınıf iktidarlarını kurarak yeni dünyaya ilerlemek için sınıf devrimlerini geliştirmek zorunlu tarihsel eylemdir. Devrim eylemini devrimci eylemle geliştirmek, devrimci eylemle devrime yönelmek elzemdir.

Özellikle, emperyalist saldırganlığın hegemonik dalaşı ve gerici çıkar stratejileri ekseninde geliştirdiği pervasız kıyım ve savaşlarla yoksul halklar ve mazlum uluslar üzerinde acı ve açlıkla ağırlaştırdığı kölelik boyunduruğu tüm insanlığı felaketlere sürüklüyor. Gericiliğin kapitalist emperyalist kâr uğruna doğayı ve insanı yok etme eşiğinde tahrip ettiği günümüz şartlarında ve bu şartlar zemininde büyüyen anti-emperyalist uyanışla emperyalist gericiliğin devrimci eyleme endeksli proleter devrimlerle zayıf halkalarından kırılarak yıkılması çok daha olanaklıdır. Bu yönelimle anti-emperyalist ve anti-faşist mücadelelerin geliştirilerek devrimci sınıf iktidarlarının kurulması ivedi bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Aynı koşullar, bölgesel örgütlenmelerin geliştirilmesini, özellikle de Uluslararası Komünist Hareket ve Uluslararası Devrimci Hareket’in örgütlenerek geliştirilmesini de ötelenemez bir ihtiyaç olarak önümüze koymaktadır.

Emperyalist gericilik ile bunun uzantısı durumundaki yerel gericiliklerin yıkılması eylemi özgünlükler barındırsa da son tahlilde topyekûn bir mücadeledir. Ancak bütün bir gericiliğin toptan yıkılması bir eylemin işi olmayıp, bir hareket ve eylemle gerçekleştirilebilecek bir yıkma eylemi değildir. Bilumum gericiliğe karşı mücadele son tahlilde tek bir mücadele çerçevesinde olsa da, bu mücadele gericiliğin iktidar temsilleri itibarıyla gösterdiği ayrı örgütlenme realitesine uygun olarak, ayrı mücadelelerle ayrı ayrı yıkılması biçimini alır, her gerici iktidar somutta gelişen devrimle yıkılır. Bu, emperyalist dengesiz gelişme yasasının ürünü olarak emperyalist zincirin her halkasında farklılıklar taşımasının, bir halkada zayıf, diğer halkada daha güçlü olmasının ürünüdür. Devrimlerin farklı biçim ve somut şartlarda gelişip, her parçada eş zamanlı ve eşit gelişmeyeceği buradan beslenir. Dolayısıyla emperyalist zincirin toptan ve bir defada bir eylemle yıkılması mevcut emperyalist dünya şartlarında olanaksız olup gerçek dışıdır. Emperyalist zincirin zayıf halkalarından koparılmasının esprisi buradan ileri gelir ki, bu, her parça devriminin özgünlük ve somut şartlarına uygun olarak ayrı biçimler ve ayrı zamanlarda gelişmesini açıklar ya da koşullar. Dolayısıyla bölgesel örgütlenmelerin temeli güçlense de bu durum tek ülke devrimlerinin geçerliliğini ortadan kaldırmaz. Bilakis tek parça devrimleri her bakımdan geçerli olup, enternasyonalist görevin somut biçimi olarak aktüeldir. Devrimimiz veya devrimimizin örgütlenerek geliştirilmesi doğrultusunda yürütülen mücadelemiz olduğu gibi, dünyanın birçok coğrafyasında devam eden devrim mücadeleleri de bunu kanıtlayan delillerdir.

Coğrafyamız parçasında proleter dünya devriminin parçası olarak yürütülen sınıf orijinli Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimi, dünya gericiliğinin bir parçası ve/veya uzantısı olan komprador kapitalist tekelci burjuva Türk hâkim sınıfları devleti ve somuttaki iktidarlarını devrimci yoldan yıkma hedefi taşımaktadır. Parça devrimimizin muhtevası, emperyalist gericiliğe karşı mücadele niteliği ile tekçi paradigma ekseninde ırkçı-faşist karakter taşıyan Türk hakim sınıfları iktidarına karşı mücadele niteliğinde somutlanır.

Bu mücadeleyi örgütleyerek yöneten güç, proletarya ve emekçi sınıfların en ileri nitel örgütü ve örgütlülüğünü temsil ederek, devrimin önder-öncü kuvveti pozisyonuyla devrimde olmazsa olmaz değerinde stratejik rol oynayan yegâne araç komünist partisidir. Devrimin ordu ve cephe gibi diğer stratejik araçları da ancak komünist partinin varlık zemininde ve önderliğinde gerçek manasını bulurlar. Komünist parti devrimin sınıf kurmayı olmakla birlikte, devrimin niteliği, stratejisi ile ideolojik-siyasi-örgütsel çizgisi ve genel siyasi doğrultusunda nitelenen bütün teorik-pratik muhtevasını komünist ilkeler temelinde biçimlendirerek açıklar.

Devrimimizin niteliği yarı-sömürge/bağımlı kapitalist toplumsal sistem gerçekliğine uygun olarak sosyalist iken, devrimimizin izleyeceği yol ya da stratejisi Sosyalist Halk Savaşı’dır. Sosyalist Halk Savaşı stratejisi temelinde yürüttüğümüz siyasi iktidar mücadelesi yakın devrim olarak sosyalist devrim ve sosyalist toplumu hedefler. Devrimimizin nihai yönelimi sosyalizmin inşasını Proleter Kültür Devrimleriyle ilerletip komünist dünya toplumuna varmaktır.

Sosyalist devrimimizin mevcut durumdaki baş düşmanı komprador kapitalist tekelci burjuvazinin iktidardaki kliğidir. İktidar olan klik Erdoğan’ın tek adam sultasını temsil eden AKP kliğidir. Erdoğan-AKP kliği açık faşizm yönetimi uygulayan, tekçi, din motifli Selefist, “Yeni Osmanlıcı” ve imha-inkâr politikalarını esas alan ırkçı-şoven Türk milliyetçiliğinin en saldırgan, en gerici sınıf iktidarı durumundadır. Sosyalist Halk Savaşı stratejisiyle gerçekleştirilecek olan sosyalist devrimimizin somut görevi bu iktidarı devrimci tarzda tasfiye etmektir.

Devrimin teorik mesele ve siyasetleri netleşip karara bağlandıktan sonra(bu sorun esasta çözülmüştür), mesele Sosyalist Halk Savaşı’nın teori-pratik birliği zemininde somut örgüt ve mücadele sahasında temsil edilmesine kalmıştır. Bugün sorun özünde budur. Yani örgütün sağlamlaştırılarak güçlendirilmesi ve bu zeminde Sosyalist Halk Savaşı’nın sosyal pratikte yetkin düzeyde temsil edilmesi bugünün temel görevidir. Örgüt de Sosyalist Halk Savaşı da soyut kavram ve argümanlar değildir. Hepsinin hamuru insandır. İnsanın yetenek ve yaratıcılığı, emek ve bilinçli çabası sağlam örgütün olgulaştırılmasını da, Sosyalist Halk Savaşı’nın siyasi içeriğine uygun pratikle temsil edilmesini de sağlayacak biricik unsurdur.

Devrim gibi devrimin tüm ödevleri de mevcut sistemden keskin kopuşu gerektirirler. Bu bağlamda yukarıda görev olarak saptadığımız örgütün sağlamlaştırılması ve SHS’nin yetkin pratikle temsil edilmesi ödevleri, keskin duruş ve davranış biçimini yaşam çizgisi edinmemizi gerektirir. En genel tanımında bu çizgi duruşu, militanlık ya da militan duruş olarak tarif edilir. Militanlık ya da militan çizgi ve mücadele denen şey erişilmez olmayıp, abartılı algılanacak bir argüman da değildir. Bilakis doğal devrimci duruş ve çizginin teori-pratik birliğinde temsil edilmesidir. Devrimci duruş muhtevasına uygun olarak temsil ediliyorsa eğer bu militanlık veya militan mücadelenin ta kendisidir. Militanlığı abartılı ya da başka bir şey olarak sunmak hatalıdır. Militanlık en çıplak karşılığıyla yalın ve tam bir devrimciliktir. Dolayısıyla, sağlam örgütün oluşturulması ve SHS’nin yetkin biçimde temsil edilmesi olağan devrimciliğin benimsenmesi ya da devrimci duruşun gerçek muhtevasına uygun olarak yaşatılmasıdır. Bugün militanlaşmanın zayıflaması olarak tartışılan şey özünde devrimciliğin veya devrimci durumun zafiyete düşmüş olma gerçekliğidir. Şayet devrimcilik gerçek manada temsil edilirse militanlık da temsil edilmiş olur.

Gerici egemen sınıf iktidarının yıkılması ve buna bağlı alt ama ivedi görevler bağlamında bahsi geçen tüm görevlerin başarılmasının yolu esasta devrimcilikten geçer. Ama bir ayağı düzende bir ayağı devrimde olan bir devrimcilik tarzından değil, yaşamın tümüyle devrimcileştirildiği profesyonel bir devrimcilikten geçer! Eğer bu profesyonel devrimciler grubu olmazsa ne örgüt sağlamlaştırılabilir ne SHS doğru temsil edilebilir ve ne de devrimin gerçek kahramanları olan devrimci halk kitleleri örgütlenip devrim doğrultusunda harekete geçirilebilir.

Devrim kitlelerin katılımıyla gerçekleşebilir. Örgüt kitlelerin örgütlenmesiyle gerçek gücüne kavuşabilir. SHS kitlelerin örgütlü gücüyle yürütülebilir. Kitlelere gitmenin, onları birleştirip onlarla birleşmenin tüm sorun ve görevlerin ana halkası olduğu asla unutulmamalıdır!